Bir Avuç ile uzaklar yakın!
Rızık, İslam tasavvurunda sadece cüzdana giren para veya haneye giren azık değildir; insanın ömrü, sağlığı, ilmi ve huzuruyla Allah'ın kuluna sunduğu sonsuz bir ikramdır. Gerçek zenginlik, rızkın sayısal çokluğu değil, onun "bereketlenmesi"dir.
Bereket, az olanın dahi ihtiyaçları fazlasıyla karşılaması, hayırlı işlere vesile olması ve kişinin ruhunda tatmin duygusu yaratmasıdır. Bolluk, sadece daha fazla kazanmakla değil; sahip olunanın hakkını vermek, onu ilahi ilkelerle yoğurmak ve sınırlarını şükürle çizmekle mümkün olur. Ehl-i Sünnet akidesine göre rızık Allah'ın taahhüdü altındadır; ancak kul, bu rızka ulaşmak için hem zahiri hem de batıni çabalarla bir köprü kurmakla mükelleftir.
"Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona beklemediği yerden rızık verir."
Talâk, 2-3Rızık ile takva arasında kopmaz bir bağ vardır. Takva, sadece ibadet etmek değil, kazancın helal dairesinde kalmasını sağlamaktır. Helal kazanç, bereketin tohumudur; haram olanın içine bereket girmesi imkânsızdır. İnsan, haramdan gelen bir dünyalıkla sadece dünyasını imar ettiğini sanırken, aslında ahiretini ve gönül huzurunu ateşe atar. Gerçek tevekkül, elden geleni yaptıktan sonra kalbi sadece Allah'a bağlamaktır.
"Ömrünün uzamasını ve rızkının bereketlenmesini isteyen kimse, akrabasını gözetip onlarla ilişkisini sürdürsün."
Buhârî, Edeb, 12Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) bu müjdesi, toplumsal bağların rızık üzerindeki manevi etkisine dikkat çeker. Yalnızlaşan, akrabasıyla bağını koparan ve yalnız kendi çıkarını düşünen birey, rızkın üzerindeki manevi engelleri de kalınlaştırır. Aileyi gözetmek, hal hatır sormak ve muhtaç akrabaya kol kanat germek, rızkın kanallarını açan bir sadaka-i cariye hükmündedir.
Rızkınızın bereketine, bir bağışla siz de vesile olun.
İstiğfar, kul ile Rabbi arasındaki perdeleri kaldıran en samimi niyazdır. Nuh Suresi'nde Hz. Nuh (a.s.), kavmine sürekli istiğfar etmeleri çağrısında bulunur. Çünkü günahlar, insanın manevi dünyasında darlık oluşturur ve bu darlık, dünyevi işlere yansır. İstiğfar ise bu darlığı ferahlığa çevirir. Çokça istiğfar eden bir mümin, Allah'ın gökten bereketli yağmurlar indirmesine, mal ve evlat ile desteklenmesine vesile olur. Tövbe, rızkı kirleten hatalardan arınmak, "temiz rızık" bilincine geri dönmektir.
Modern insan, sahip olduklarını tutarak çoğalacağını sanır. Oysa ilahi kanun, "paylaşan kazanır" ilkesi üzerine kuruludur. Sadaka, malı temizler ve onu artırır. Birine verilen her lokma, aslında kişinin kendisine olan bir yatırımdır. Sadaka, malı kaza ve belalardan koruyan bir kalkandır. Cömertlik, rızık kapısının en genişidir; çünkü cömert olan insan, Allah'ın mülkünün geçici bir emanetçisi olduğunun bilincindedir.
Dua ve manevi ameller, çalışma azminin yerini almaz. İslam, miskinliği reddeder ve çalışıp üretmeyi ibadet kabul eder. Ancak çalışmanın yanı sıra "iktisat" yani tasarruf esastır. İsraf, bereketin en büyük düşmanıdır. Sahip olunanın kıymetini bilmek, ihtiyacı kadar harcamak ve israftan kaçınmak, rızkı bereketli kılar. Az bir rızık, kanaat ve doğru bir planlamayla bolluğa dönüşebilir. İktisat, malın değil, ruhun da tasarrufudur; lüzumsuz isteklerden uzaklaşmak, gönlü zenginleştirir.
Sonuç olarak, bereketli bir ömür ve rızık; dünyayı ahiret hedefleriyle dengeleyen, helali merkeze koyan ve paylaşmayı şiar edinenlerin nasibidir.
Bereketli bir ömür ve rızık; dünyayı ahiret hedefleriyle dengeleyen, helali merkeze koyan ve paylaşmayı şiar edinenlerin nasibidir.