Bir Avuç ile uzaklar yakın!
Cuma namazı, İslâm'ın toplumsal dokusunu ören, haftalık periyotlarla müminleri bir araya getiren ve "Şeâir-i İslâmiye" arasında en görkemli olanıdır. Bir mümin için Cuma günü, dünyanın telaşından arınıp "Vahdet-i İlâhiye"de erime noktasıdır.
Bu yüce ibadetin derinliğini, sınırlarını ve manevi hukukunu tam olarak idrak edememek, çağımızın en büyük manevi kayıplarından birine dönüşmektedir. Bugün camilerde şahit olduğumuz pek çok davranış, ibadetin ruhunu zedeleyen, huşûyu buharlaştıran ve bu büyük buluşmanın sevabını gölgeleyen hatalardır. İslâm adabı ve fıkhı ışığında bu sınırları yeniden hatırlamak, her müminin en temel sorumluluğudur.
Cuma namazının manevi kalbi hutbedir. Hutbe, hatibin sadece bir metin okuması değil, müminlerin haftalık manevi azığını alacağı, ruhlarını teskin edeceği bir ders ve uyarıdır. İslâm hukukunda hutbe esnasında sükûnetin önemi, neredeyse namazın kendisi kadar ağır bir yükümlülükle ele alınmıştır. Hatip minbere çıktığında, mümin için dünya kelamı bitmiş, huzura giriş başlamıştır.
Camiye giren kişinin, hatip hutbeye başlamışsa yapması gereken tek şey, "Tahiyyetü'l-mescid" namazını en kısa sürede kılıp cemaate katılmaktır. Ne var ki, günümüzde bu nezaketin çok uzağındayız. Birbirine selam verenler, telefonunun bildirim sesini kapatmayı unutanlar veya yanındakiyle fısıldaşarak sohbet edenler; aslında hutbenin o yüce iklimini bir Pazar yerine çevirmektedir. Hutbeyi dinlemek, sadece kulak vermek değil; kalbi, hatibin söylediği hikmetlere sonuna kadar açmaktır.
Camiye girildiğinde hemen kapı ağzında veya kolon aralarında boşluklar bırakarak yerleşmek, safların nizamını bozmakla kalmaz, arkadan gelenlerin ibadet alanına ulaşmasını da engeller. İslâm'daki cemaat disiplini, "Safları sık ve düzgün tutun" emriyle sabittir. İlk safta yer almanın fazileti, Efendimiz (s.a.v.) döneminde en büyük müjdelerden biri sayılmıştır.
Ön saflar boşken arka saflarda veya kolonların kuytusunda durmak, cemaat olma bilincinden uzaklaşmaktır. Özellikle cami avlularına taştığımız anlarda, imama uyma mesafesini ve safların bütünlüğünü korumak, namazın sıhhati açısından hayatidir. Başkalarının geçiş yolunu işgal ederek veya safları bölerek yerleşmek, kul hakkı ihlalidir. Mümin, safta yanındaki kardeşiyle omuz omuza verdiğinde, aslında sadece fiziksel bir yakınlık değil, kalpler arasında sarsılmaz bir bağ kurmaktadır.
Cuma'nın bereketine, bir bağışla siz de ortak olun.
Cuma namazını sadece iki rekâtlık "farz"a indirgemek, ibadeti makaslamak, onun manevi gövdesinden koparmak gibidir. Dört rekât ilk sünnet ve dört rekât son sünnet, müminin Allah'a olan teslimiyetinin bir nişanesidir. İnsanların son dakikada camiye girip "sünneti kılsam mı, kılmasam mı?" tereddüdü yaşaması veya hiç kılmadan farza girişmesi, ibadetin değerini idrak edemediğimizin bir göstergesidir.
Oysa sünnetler, farza manevi bir hazırlık, Efendimiz'in (s.a.v.) izine sadakatin en somut delilidir. Cuma gününe erken gelmek, Kur'an tilavetiyle meşgul olmak, namazın vaktini beklerken tefekkür etmek, başlı başına bir ibadettir. Namazı sadece farzdan ibaret görmek, sofranın bereketini sadece ekmeğe indirgemeye benzer; oysa tüm sünnetler, namazın manevi sofrasının en lezzetli parçalarıdır.
Namazdan çıkar çıkmaz cami kapısında dünyaya ait kavgalara, dedikodulara veya dünyevi hırslara dönmek, Cuma gününün ruhuna vurulan en büyük darbedir. Namaz, kulun Allah ile olan sözleşmesidir. Selâm verip çıktıktan sonraki tavırlar, o namazın kalpte bıraktığı izin gerçekliğini gösterir.
İbadet sonrası yapılan tesbihatı terk etmek ve sanki omuzlarındaki bir yükten kurtulmuş gibi camiden koşa koşa uzaklaşmak, ibadetin tadının alınmadığının delilidir. Oysa namazdan sonraki sükûnet, haftanın geri kalanına taşınması gereken bir huzurdur. Camiden dışarıya, huzurlu bir yürekle, nezaket dolu bir dille ve vakarlı bir duruşla çıkmak, Cuma'nın "bayram" olma vasfını haftaya yaymaktır.
Netice itibarıyla, Cuma namazı bir şekil yığını değil, bir ruh inşasıdır. Safımızdan hutbedeki sessizliğimize, sünnetlerimizden namaz sonrası vakârımıza kadar attığımız her adım, bizim Allah katındaki kıymetimizi belirler. Bu şerefli ibadeti hakkıyla eda etmek, dünyevi gürültüden sıyrılıp ilahi huzurun sessizliğinde yeniden doğmayı başarmaktır.
Cuma namazı bir şekil yığını değil, bir ruh inşasıdır. Bu şerefli ibadeti hakkıyla eda etmek, ilahi huzurun sessizliğinde yeniden doğmayı başarmaktır.