Bir Avuç ile uzaklar yakın!
Modern zamanın en büyük imtihanlarından biri olan stres, aslında insanın iç dengesinin bozulması, ruhun sınırlı olan dünya meşgalesine fazla odaklanıp sınırsız olan hakikati göz ardı etmesidir. Çağımız insanı, hızın ve verimliliğin kutsandığı bir dünyada, kendi özünden uzaklaşarak bir varoluş krizi yaşamaktadır. Ehl-i Sünnet düşüncesi ve İslam ahlakı çerçevesinden bakıldığında stres, sadece psikolojik bir gerilim değil, aynı zamanda kişinin Rabbi ile olan bağındaki “güven” sarsıntısının da bir yansımasıdır. Stresten kurtulmanın yolu, dünyayı olduğu gibi reddetmek değil, onu anlamlandıran merkezi (Allah’ı) kalbin tam ortasına yerleştirmektir.
Stresin temelinde genellikle insanın “her şeyi kontrol edebilme” arzusu yatar. İnsan, geleceği tasarlarken, sonuçları kendi arzusuna göre belirlemek isterken ve her türlü olumsuzluğu engelleme çabasıyla zihnini tüketirken, aslında haddini aşan bir yükün altına girer. Oysa İslam inancında “Kader” ve “Tevekkül” kavramları, bu yorucu yükü insanın omuzlarından almayı hedefler.
Bir işin sonucunun nihayetinde Allah’a ait olduğunu, kulun ise sadece sürece (sebeplere) odaklanması gerektiğini bilmek, stresi minimize eden en büyük panzehirdir. Stres çoğu zaman "Ya olmazsa?" korkusundan beslenir; tevekkül ise "Allah dilerse olur, dilemezse bunda da bir hayır vardır" teslimiyetidir. Bu teslimiyet, bir yenilgi değil; aksine, en büyük stratejist olan Allah’ın hikmetine güvenerek zihinsel bir ferahlığa erişme sanatıdır.
İnsanın iç dünyasındaki bu fırtınayı dindirmek için İslam geleneği, hem zihni hem de bedeni kapsayan bir huzur disiplini sunar:
Stresten kurtulmak, dünyadan el etek çekmek veya sorumlulukları terk etmek değildir; aksine, dünya içindeyken dünyayı kalbin dışında tutabilme sanatıdır. Ehl-i Sünnet âlimleri, strese karşı "sabır" ve "kanaat" kavramlarını bir kalkan olarak önerirler.
Sabır, pasif bir bekleyiş değil; aksine olaylar karşısında dik durabilmek, acele etmemek ve metanetini korumaktır. Sabırlı insan, dalgaların hırçınlığına rağmen rotasını şaşırmayan bir kaptan gibidir. Kanaat ise “yeterli olanı” bilmek ve hırsın (açgözlülüğün) sebep olduğu zihinsel karmaşadan uzaklaşmaktır. İnsanın elindekinin kıymetini bilmesi ve fazlası için ruhunu hırpalamaması, stresin panzehiridir.
Netice itibarıyla stres, insanın kendi acizliğini unutup ilahi bir kudretle her şeyi yönetmeye kalkışmasıdır. Teslimiyet ise, insanın acizliğini kabul edip, gerçek kudret sahibine sığınmasıdır. Kalbini Allah'ın zikriyle doyuran ve kaderin hikmetine güvenen bir kimse için dünya, bir stres alanı değil; bir imtihan meydanı ve nihayetinde bir huzur durağına dönüşür. Unutulmamalıdır ki, kalpler ancak O'nun anılmasıyla mutmain olur.
Sıkça Sorulan Sorular
Soru 1: Stresli anlarda okunacak özel bir dua var mıdır?
Cevap: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sıkıntılı zamanlarda: “Lâ ilâhe illâllahül-azîmül-halîm, Lâ ilâhe illâllahü rabbül-arşil-azîm, Lâ ilâhe illâllahü rabbüs-semâvâti ve rabbül-ard ve rabbül-arşil-kerîm” duasını okurdu. Bunun dışında “Ya Halîm” esmasını zikretmek, zihni yatıştırmak için çok etkilidir.
Soru 2: Stres bir hastalık mıdır, yoksa inanç eksikliği mi?
Cevap: Stres, insanın yaratılışı gereği hissettiği fıtri bir tepkidir. Ancak kontrol edilemez bir hal alıp günlük yaşamı bozuyorsa, buna karşı hem tıbbi tedbirler almak hem de manevi takviyelerle inancı güçlendirmek gerekir. İnanç zayıflığı değil, inancın henüz “teslimiyet” makamına tam olarak oturtulamamış olması bir süreç meselesidir.
Soru 3: Her şeyi Allah’a bırakıp tevekkül etmek, tembelliğe yol açmaz mı?
Cevap: Asla. Tevekkül, tüm sebeplere sarıldıktan, elden gelenin en iyisini yaptıktan sonra sonucun Allah’tan beklendiği bir “teslimiyet” mertebesidir. Sebeplere sarılmadan “tevekkül ettim” demek, tembelliği örtmek için dini kullanmaktır.
Soru 4: Dünyevi kaygılar (ekonomik, gelecek) ile nasıl başa çıkılır?
Cevap: Gelecek kaygısı, rızık endişesidir. İslam inancında rızkın kefili Allah’tır. Çalışmak kulun sorumluluğudur, rızık ise Allah’ın ikramıdır. Kul, rızkı kazanmak için çalışırken rızkı veren Allah’ı unutmamalıdır. Kaygı arttığında, daha önceki süreçlerde Allah’ın lütfettiği kolaylıklar hatırlanarak şükür ve tevekkül tazelenmelidir.
Soru 5: İnsanlar üzerindeki stres nasıl yönetilir?
Cevap: İnsanların beklentilerini karşılayamama korkusu veya eleştirilme kaygısı stresi artırır. Burada “insanların ne dediği” değil, “Allah’ın neyi murat ettiği” ve “kendi vicdanımızın huzuru” esas alınmalıdır. İnsanları memnun etmek mümkün değildir; ancak Allah’ı memnun etmek mümkündür. Bu bilinç, dış kaynaklı stresleri ciddi oranda azaltır.