Bir Avuç ile uzaklar yakın!
Hayat, inişleri ve çıkışlarıyla, bazen farkında olmadan, bazen de nefsimize yenik düşerek hatalara sürüklendiğimiz bir serüven. Bu serüvende, ruhu sıkıştıran ağırlıktan kurtulup tertemiz bir sayfa açma arzusudur tövbe.
"Ey kendilerinin aleyhine günahta haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."
Zümer Suresi, 53Bu ayet, en karanlık anlarımızda bile içimizi aydınlatan bir umut ışığıdır. Günahımız ne kadar büyük olursa olsun, Allah'ın rahmetinin ondan daha büyük olduğunu bilmektir istiğfar.
Tövbe etmek, genellikle dil ile söylenen bir dizi cümleden ibaret sanılır. "Estağfirullah el-azîm ve etûbü ileyh" deriz ve sanki her şey bitmiş, üzerimizdeki yük kalkmış gibi hissederiz. Elbette bu sözler çok kıymetlidir, bir kapıyı aralamaktır. Ama asıl mesele, o kapıdan içeriye kalbin de girmesidir. Tövbe, pişmanlığın kalpte hissedilen gerçek bir sızısıdır.
Bu samimiyetin ispatı ise eyleme dökülen pişmanlıktır. Yaptığımız hatanın telafisi için çabalamak, tövbenin en önemli parçasıdır. Eğer birinin hakkına girdiysek helalleşmek, eğer bir ibadeti aksattıysak onu telafi etmeye çalışmak — işte bunlar tövbenin sadece dilde kalmadığını, ruhumuza ve hayatımıza işlediğini gösterir.
Tövbenizi bir hayra dönüştürün; bağışınızla bir kardeşinize umut olun.
İstiğfar, yani Allah'tan bağışlanma dilemek, kulun acizliğini ve Rabbinin sonsuz büyüklüğünü idrak etmesidir. Bu kapıyı çalmanın da bir adabı vardır: pişmanlık dolu bir kalp, yaşaran gözler ve samimiyetle açılan eller. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) günahsız olduğu halde günde yetmiş veya yüz defa istiğfar ettiğini buyurmuştur. Bu bize gösteriyor ki istiğfar, sadece günahkârlar için değil, Allah ile bağını sürekli canlı tutmak isteyen her mümin için bir zikir, bir arınma ve manevi bir gıdadır.
İstiğfarın toplumsal bir boyutu da vardır. Çevremizde gördüğümüz haksızlıklara, zulümlere, ihtiyaç sahiplerinin durumuna kayıtsız kalmak da bir tür vebaldir. Bu yüzden, istiğfarımız sadece kendi nefsimiz için değil, aynı zamanda ümmetin ve tüm insanlığın selameti için de olmalıdır.
Tövbe, bir son değil, yepyeni bir başlangıçtır. Ancak bu başlangıcın sağlam olması, atılacak adımların samimiyetine bağlıdır. Asıl maharet, tövbenin ardından hayatı iyilikle, güzellikle ve hayırla donatmaktır. Geçmişte cimrilik ettiysek, şimdi cömertliğin kapısını aralayabilir, kazancımızın bir kısmını ihtiyaç sahipleriyle paylaşarak tövbemizi somut bir eyleme dökebiliriz.
Bir öğrenciye burs vererek onun eğitim hayallerine ortak olmak, soğuk bir kış gününde bir ailenin evine yakacak götürerek onların ısınmasına vesile olmak — işte bunlar şeytanın fısıltılarına karşı en güçlü kalkandır. Yaptığınız her iyilik, sizi eski hatalarınızdan bir adım daha uzaklaştırır ve Allah'a bir adım daha yaklaştırır.
O kapıdan geçtikten sonra ise bizi iyiliklerle dolu, upuzun ve aydınlık bir yol bekler.